Makul Onarım Süresini Aşan Günler İçin İkame Araç ve Kazanç Kaybı Tazminatı

Anasayfa/Makul Onarım Süresini Aşan Günler İçin İkame Araç ve Kazanç Kaybı Tazminatı
01 Temmuz 2026
Av. Nurullah Sayar
İş Hukuku / Tazminat


Yeni bir Yargıtay onama kararı ve bir İstinaf bozma kararı ışığında gerçek zarar tartışması


Trafik kazası dosyalarında sürekli aynı yere takılıyoruz: araç serviste beklerken geçen süreyi kim üstlenecek? Aracın hasarı belli, kusur belli, kazanç kaybı belli. Ama araç iki ay yerine dört ay serviste kaldıysa, aradaki farkın parası kime kalıyor? Uygulamada bu sorunun tek bir cevabı yok. Daireler arasında yıllardır süren bir görüş ayrılığı var ve elimdeki iki karar tam da bu ayrılığın kalbine dokunuyor.

Bir tarafta, tazminatı bilirkişinin belirlediği makul onarım süresiyle sınırlayan çizgi duruyor. Diğer tarafta, aracın fiilen onarımda kaldığı gerçek süreyi esas alan çizgi. Aşağıda önce iki kararı olduğu gibi aktarıyorum, sonra ikisini gerçek zarar ilkesi üzerinden okuyorum.

Önce olay: 60 gün makul, 120 gün ödendi

Karara konu dosyada bilirkişi, makul onarım süresini 60 gün olarak tespit ediyor. Aracın fiilen onarımda kaldığı süre bunun çok üstünde. Makul süreyi aşan kısım tek başına 165 güne ulaşıyor. Davacı ıslah dilekçesiyle talebini 120 güne indiriyor ve ilk derece mahkemesi bu talebi kabul ederek 360.000,00 TL ticari gelir kaybına, dava tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte hükmediyor.

Davalı vekili istinafa gidiyor. Bölge Adliye Mahkemesi başvuruyu esastan reddediyor. Dosya temyize taşınıyor ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, ilk derece kararında bir isabetsizlik görmediğini belirterek onama kararı veriyor.

Yargıtay 11. HD, 11.03.2026, E. 2025/4441, K. 2026/1451:

Davacının makul onarım süresi dışında kalan süre için araçtan mahrum kalması nedeniyle zararının tazminini davalıdan talep edebileceği, makul süre dışında aracın onarımda kaldığı sürenin ise 165 gün olup, davacının ıslah dilekçesi ile talebini 120 gün olarak istediği, 360.000,00 TL ticari gelir kaybının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan istenebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın kritik cümlesi şu: makul süreyi aşan süre için de tazminat isteniyor ve bu talep onanıyor. Yani bilirkişinin 60 günlük tespiti, davacının 120 gün üzerinden aldığı tazminata engel olmuyor. Sayılara bakınca tablo netleşiyor.

Kalem

Karardaki durum

Bilirkişinin belirlediği makul onarım süresi

60 gün

Makul süreyi aşan onarım süresi

165 gün

Islahla talep edilen ve hükmedilen süre

120 gün

Hükmedilen ticari gelir kaybı

360.000,00 TL + avans faizi

 

İkinci karar: parça yurt dışından geliyorsa makul süre nasıl belirlenir?

İkinci karar farklı bir açıdan aynı sorunu ele alıyor. Burada davalı, yedek parçaların yurt dışından sipariş edildiğini, parçalar geldikten sonra aracın üç günde onarılıp teslim edildiğini savunuyor. İlk derece mahkemesi bunu yeterince incelemeden karar veriyor. İstinaf mahkemesi kararı bozuyor.

İstanbul BAM 3. Hukuk Dairesi, 03.07.2025, E. 2024/3666, K. 2025/1792:

Arızanın onarılması için gerekli parça teminin bu kadar süre alıp alamayacağı, yurt dışından gelecek parçanın normal temin süreci, davalının siparişi hangi tarihte verdiği ve parçaların geliş tarihi de dikkate alınarak üçlü bilirkişi heyetinden, yurt dışından gelecek parça da gözetilerek makul tamir süresi konusunda rapor alınarak araç hasarının onarımı için gerekli makul tamir süresi ve serbest piyasa koşullarına göre ikame araç için ödenmesi gereken günlük kira bedelinin tespitiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.

Bu karar makul süreyi aşan günlere doğrudan tazminat vermiyor. Onun yerine daha ince bir şey yapıyor: yurt dışından parça teminini makul sürenin içine dahil ettiriyor. Yani parçanın normal temin süreci de hesaba katılarak makul süre yeniden belirlenecek. Sonuç pratikte benzer bir yere çıkıyor. Parça beklemesi mağdurun sırtına yüklenmiyor.

İki çizgi: makul süre mi, gerçek süre mi?

Bu noktada içtihattaki ayrılığı açık koymak gerekiyor. Bazı daireler ve mahkemeler tazminatı bilirkişinin belirlediği makul süreyle katı biçimde sınırlıyor. Bu görüşe göre yedek parça temininde gecikme, servis yoğunluğu, aracın geç teslim alınması gibi nedenler davalıya yüklenemez. Aşan günler hesaptan düşülür. Antalya, Bursa, İzmir ve Kayseri kaynaklı bir dizi mahkeme kararında bu yaklaşımı görüyoruz.

Diğer görüş, gerçek zarar ilkesinden hareket ediyor. Aracın makul süreden fazla onarımda kalması, kusurlu tarafın yol açtığı zararın devamı olarak okunuyor. Elimdeki 11. HD kararı bu çizgide. Aşağıdaki tablo iki görüşü yan yana koyuyor.

Ölçüt

Kısıtlayıcı görüş

Gerçek zarar görüşü

Tazminata esas süre

Yalnızca bilirkişinin belirlediği makul onarım süresi

Makul süreyi aşsa da fiilen onarımda geçen gerçek süre

Yedek parça / servis gecikmesi

Davalıya yüklenemez, hesaptan düşülür

Zarar zincirinin parçası, davalıdan istenebilir

Dayanak

Uygun illiyet bağının makul süreyle kesildiği kabulü

TBK m.49 ve gerçek zararın tam tazmini ilkesi

Zarar görenin durumu

Aşan süredeki mahrumiyete katlanır

Kusuru yoksa aşan süre için de korunur

 

Mevzuat ne diyor?

Tartışmanın omurgası TBK’nın haksız fiil hükümlerinde. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.49 kusurlu ve hukuka aykırı fiille başkasına zarar vereni, o zararı gidermekle yükümlü kılıyor. Buradaki ölçü gerçek zarar. Zarar gören, kazadan doğan gerçek zararını isteyebiliyor.

m.50/2 zararın miktarı tam ispat edilemiyorsa hâkime hakkaniyete uygun belirleme yetkisi veriyor. İkame araç dosyalarında Yargıtay’ın "kira faturası olmasa da hâkim zararı belirler" yaklaşımının dayanağı bu fıkra. m.51 ise tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini durumun gereğine ve kusurun ağırlığına göre hâkimin belirleyeceğini söylüyor.

Bu üç madde birlikte okunduğunda, tazminatı en baştan makul süreyle kesip atmak yerine gerçek zararı ölçmeye çalışan yorumun kanun metnine daha yakın durduğunu düşünüyorum. Kanun makul süre demiyor, gerçek zarar diyor. Makul süre kavramı içtihatla getirilmiş bir sınırlama ve her sınırlama gibi katı uygulandığında zarar görenin aleyhine işleyebiliyor.

Değerlendirmem

Kısıtlayıcı görüşün bir mantığı var. Uygun illiyet bağı kurmadan her gecikmeyi kusurluya yüklerseniz, davalıyı kontrolü dışındaki risklerin altına sokarsınız. Aracın servisin yoğunluğu yüzünden bir hafta geç teslim edilmesi, gerçekten kusurlu sürücünün sonucu mudur? Sorunun cevabı her zaman kolay değil.

Ama pratikte gördüğüm tablo şu: mağdur aracını kullanamıyor, kazanç kaybı gerçek, servis süresi çoğu zaman mağdurun elinde değil. Bilirkişi 60 gün diyor diye 165 günlük gerçek mahrumiyeti yok saymak, gerçek zarar ilkesiyle bağdaşmıyor. 11. HD kararının doğru yaklaşımı burada. Aşan süre için de tazminata hükmedilmesi, TBK m.49’un lafzına ve amacına uygun.

İstinaf kararının çözümü de pratik. Parçanın normal temin süresini makul sürenin içine sokarak, gecikmeyi mağdura yüklemekten kaçınıyor. İki karar farklı yollardan aynı adalet duygusuna varıyor: kusuru olmayan araç sahibi, sistemin yavaşlığının bedelini ödememeli.

Dosya tutan meslektaşlara pratik notlar

Makul süreyi aşan talep için ıslah kurumunu iyi kullanmak gerekiyor. Örnek dosyada davacı 165 günlük aşan sürenin tamamını değil, 120 gününü ıslahla istemiş ve bu talep onanmış. Fiili onarım süresini servis kayıtları, giriş-çıkış belgeleri ve fotoğraflarla somutlaştırmak; parça temin sürecini sipariş ve fatura tarihleriyle belgelemek; üçlü bilirkişi heyetinden gerekçeli ve denetime elverişli rapor istemek dosyanın belini tutuyor. Kusur oranı sıfır değilse tazminatın kusur oranıyla sınırlanacağını, ZMSS’nin bu dolaylı zararı karşılamadığını ve talebin kusurlu sürücü ile araç sahibinden müteselsilen istenebileceğini de baştan hesaba katmak lazım.